Telefonun notlar bölümünde tek başına duran cümleler var: kimin söylediği belli olmayan bir söz, otobüs camında görünen bir yansıma, eve dönünce unutulmasın diye aceleyle yazılmış üç kelime. Çoğu bir yere bağlanmıyor. Yine de dönüp dönüp onları açıyorum.
Notlar hemen tamamlanmaz
Bir cümleyi yazdığım anda neye dönüşeceğini bilmek zorunda değilim. Bazen günlerce orada kalıyor; yanına yenileri ekleniyor, bazılarıysa sessizce siliniyor. Acele etmemek, aklımdaki şeyi daha iyi duymamı sağlıyor.
Mesela “kapının önündeki ışık” diye başlayan bir not, önce yalnızca akşam eve girişimi hatırlatıyor. Sonra kapının önünde bekleyen birini, içeriden gelen sesi, dışarı çıkmakla içeri girmek arasındaki o kısa tereddüdü düşündürüyor. Küçük bir ayrıntı, etrafında yer açıldıkça büyüyor.
Ayrıntı yolu gösterir
Yazarken büyük bir fikri baştan kurmak yerine, elimdeki ayrıntının nereye baktığını anlamaya çalışıyorum. Masadaki soğumuş çay, sokaktan gelen fren sesi ya da bir mesajın sonunda bırakılan nokta; hepsi bir başlangıç olabilir. Bana göre iyi bir başlangıç, her şeyi açıklayan değil, bir sonraki cümleyi merak ettiren şey.
Kendi ritminde biriktirmek
Her not yazıya dönüşmüyor ve bunun eksik sayılması gerekmiyor. Bazı düşünceler yalnızca o günün içinde duruyor; bazılarıysa bir süre sonra başka bir metnin kapısını açıyor. Ben onları aynı defterde tutup, hangisinin sesini hâlâ duyduğuma bakıyorum.
Sizde de yarım kalmış bir cümle varsa hemen düzeltmeyin. Bir kenara bırakın, birkaç gün sonra yeniden okuyun; belki de asıl hikâye, o cümlenin neden aklınızda kaldığında saklıdır.
